Öğrenirsem Ne Değişmek Zorunda Kalacak?
Bir kişilik envanteri raporunu okuduğunuzu düşünün.
Güçlü yönlerinizi, sizi motive eden konuları ve ilişkilerde nelere önem verdiğinizi okurken “Evet, bu beni anlatıyor” diyorsunuz.
Sonra bir cümlede duruyorsunuz. Raporda, kendinizde daha önce fark etmediğiniz bir davranıştan söz ediliyor. Örneğin, baskı altındayken başkalarını yeterince dinlemeden kendi çözümünüzde ısrar edebileceğiniz belirtiliyor.
İlk tepkiniz şu oluyor:
“Ben böyle davranmıyorum ki.”
Belki bu değerlendirme yaşadıklarınızla örtüşmüyor. Belki de üzerinde düşünmeniz gereken bir noktaya dokunuyor. Bunu anlayabilmek için yakın zamanda yaşadığınız bir konuşmayı hatırlamak ve kendinize sormak gerekiyor:
“O anda karşımdakini gerçekten dinledim mi, yoksa kendi fikrimi kabul ettirmeye mi çalıştım?”
Kendimiz hakkında olumlu şeyler duymak hoşumuza gider. Zorlandığımız bir yönümüzle karşılaşmak ise rahatsız edici olabilir.
Peki, kendimizi daha iyi tanımak isterken, duymaktan hoşlanmadığımız şeyleri de merakla inceleyebiliyor muyuz?
Öğrenmeye neden direniyoruz?
Çoğumuz daha çok şey bilmek, kendimizi geliştirmek ve daha iyi kararlar vermek isteriz. Bunun için kitaplar okur, eğitimlere katılır, başkalarının deneyimlerini dinleriz.
Ancak öğrendiğimiz bir şey, kendimiz hakkında inandıklarımızla çeliştiğinde duraksayabiliriz.
Örneğin, kendinizi ekibine destek olan bir yönetici olarak görüyorsunuz. Bir çalışanınız ise şöyle diyor:
“Bir sorun yaşadığımda hemen çözümü söylüyorsunuz. Bazen kendi çözümümü bulmam için bana fırsat vermenizi istiyorum.”
Siz yardımcı olduğunuzu düşünürken, karşınızdaki kişi yeterince alan bulamadığını söylüyor.
Böyle bir anda onu anlamaya çalışabilirsiniz. Ama kendinizi açıklamaya da başlayabilirsiniz:
“İşin gecikmemesi için yapıyorum.”
“Tecrübemi paylaşmamın neresi yanlış?”
“Yardım etmesem bu kez de ilgilenmediğimi söyleyeceksiniz.”
Bu açıklamalar size mantıklı gelebilir. Yine de konuşma boyunca yalnızca kendi gerekçelerinizi anlatırsanız, çalışanınızın neye ihtiyaç duyduğunu öğrenme fırsatını kaçırabilirsiniz.
Golman, Hagmann ve Loewenstein’ın bilgi kaçınması üzerine araştırma derlemesi, insanların yararlı ve ücretsiz olsa bile bazı bilgilerden uzak durabildiğini gösteriyor. Bilginin yaratabileceği duygusal rahatsızlık, onu edinme isteğimizin önüne geçebiliyor.
Bazen bir geri bildirimi kabul etmek bize şunu düşündürüyor:
“Demek ki sandığım kadar iyi değilim.”
Oysa belirli bir davranışımızın gelişmeye ihtiyacı olması, bütün becerilerimizi ve emeğimizi geçersiz kılmaz.
Ekibine destek olmak isteyen bir yönetici, desteğini sunma biçimini değiştirebilir. İyi bir dinleyici, bazı durumlarda acele ettiğini fark edebilir.
Öğrenmeye direndiğimizde kendimize sorabiliriz: Bu bilgiyi kabul edersem, kendim hakkında ne düşünmekten korkuyorum?
Bilgi bizi neden korkutuyor?
Bir şeyi öğrendiğimizde, onunla ne yapacağımızı da düşünmeye başlarız.
Ekibimizin iş yükünden bunaldığını öğrendiğimizde görev dağılımını gözden geçirmemiz gerekebilir. Bir yakınımızı kırdığımızı fark ettiğimizde özür dilememiz gerekebilir. Yürüttüğümüz bir işin beklediğimiz sonucu vermediğini gördüğümüzde yöntemimizi değiştirmemiz gerekebilir.
Bunları yapmak her zaman kolay değildir.
Çünkü alıştığımız davranışı bırakırken yerine ne koyacağımızı henüz bilmiyor olabiliriz. Yeni bir şey denediğimizde başarısız olmaktan veya kontrolü kaybetmekten çekinebiliriz.
Her soruna çözüm sunmaya alışmış bir yönetici düşünelim. Bir sonraki görüşmede çalışanına “Sen nasıl ilerlemeyi düşünüyorsun?” diye soruyor.
Çalışanı hemen yanıt veremiyor. Biraz sessizlik oluyor.
Yönetici o anda yeniden konuşmak, çözümü söylemek ve görüşmeyi hızlandırmak isteyebilir. Beklemek ona zaman kaybı gibi gelebilir. Oysa çalışanının düşünmesine fırsat vermeyi öğreniyorsa, bu sessizliğe de alışması gerekecektir.
Yeni bir davranış, ilk denemede rahat hissettirmeyebilir.
Bu yüzden öğrendiğimiz her şeyi bir anda uygulamaya çalışmak yerine, küçük bir adımla başlayabiliriz. Sonra ne olduğunu gözlemleyip yeniden değerlendirebiliriz.
Elbette her duyduğumuzu doğru kabul etmek zorunda değiliz. Bir geri bildirimin örneklerini sorabilir, bir değerlendirmenin kaynağını inceleyebilir, farklı görüşleri karşılaştırabiliriz.
Burada kendimize şu soruyu sormak yardımcı olabilir:
Bu bilgiyi anlamaya mı çalışıyorum, yoksa neden dikkate almamam gerektiğine dair gerekçe mi arıyorum?
Cehalet gerçekten mutluluk mu?
Bilmemek bazen rahatlatır.
Bir sorunla karşılaşmadığımızda onu çözmek zorunda hissetmeyiz. Zor bir konuşmayı ertelediğimizde o günü daha sakin geçirebiliriz. Duymak istemediğimiz bir yanıtı sormadığımızda, alıştığımız biçimde devam edebiliriz.
Fakat biz bilmiyorken de o durumun sonuçları yaşanıyor olabilir.
Bir yönetici, çalışanlarının neden sessizleştiğini sormazsa toplantıların sorunsuz geçtiğini düşünebilir. Ancak çalışanlar fikirlerinin önemsenmediğine inanıyor olabilir.
Bir insan, ilişkilerinde neden hep benzer sorunlarla karşılaştığını düşünmekten kaçınabilir. Bu da kendi davranışlarının o sorunlardaki payını görmesini zorlaştırabilir.
Bu nedenle bilmemekten doğan rahatlığı değerlendirirken biraz ilerisine bakmak gerekir:
Bugün öğrenmekten kaçındığım şey, ileride karşıma nasıl çıkabilir?
Bir soru daha var:
Benim bilmemekten doğan rahatlığımın bedelini başka biri ödüyor olabilir mi?
Yine de her konuyla aynı anda ilgilenmek mümkün değildir. Dikkatimiz, zamanımız ve duygusal gücümüz sınırlıdır. Bazen düşünmek ve hazır olmak için zamana ihtiyaç duyarız.
Burada önemli olan, kendimize tanıdığımız sürenin ardından konuya geri dönüp dönmediğimizdir.
“Şu an bunu konuşmaya hazır değilim, yarın tekrar ele alalım” demekle, konuyu sürekli kapatmak arasında bir fark vardır.
Kendimizi tanırken nelere dikkat etmeliyiz?
Bir kişilik envanteri, kendimiz hakkında düşünmek için farklı başlıklar sunabilir. CharacterIX’in raporlarında düşünce tarzı, motivasyon, iletişim ve stres altındaki tepkiler gibi alanlar yer alır. Bu alanlar, gündelik hayattaki davranışlarımızı incelemek için bir başlangıç olabilir.
Ancak okuduğumuz bir ifadeyi tek başına ele alıp kendimiz hakkında kesin bir sonuca varmak yerine, yaşadığımız örneklerle birlikte değerlendirmek önemlidir.
Diyelim ki ayrıntılara önem veriyorsunuz.
Bu özelliğiniz, bir işte hataları fark etmenize ve kaliteli sonuçlar üretmenize yardımcı olabilir. Fakat teslim tarihi yaklaştığında her ayrıntıyı yeniden kontrol etmek, işi tamamlamanızı zorlaştırabilir.
Burada kendinize şunları sorabilirsiniz:
“Ayrıntılara dikkat etmem hangi işlerde bana yardımcı oluyor?”
“Ne zaman gereğinden fazla zaman harcıyorum?”
“Bir işin yeterince iyi olduğuna nasıl karar veriyorum?”
Bu sorular, bir özelliğin hayatımızdaki etkisini daha iyi anlamamızı sağlar.
“Ben böyleyim” demek, zamanla değişmeyeceğine inandığımız bir açıklamaya dönüşebilir. “Ben hangi durumlarda böyle davranıyorum?” sorusu ise davranışımızı daha yakından incelememize yardımcı olur.
Öğrendiğimizi nasıl kullanabiliriz?
Bir raporu okumak veya geri bildirim almak bizi düşündürebilir. Ancak günlük hayatın içinde aynı alışkanlıklara dönmemiz de mümkündür.
Bu yüzden fark ettiğimiz bir konuyu, deneyebileceğimiz küçük bir davranışla ilişkilendirebiliriz.
Örneğin, insanların sözünü sık kestiğinizi fark ettiyseniz bir sonraki görüşmede karşınızdakinin cümlesini tamamlamasını bekleyebilirsiniz.
İhtiyaçlarınızı söylemekte zorlanıyorsanız, bir konuda açık bir talepte bulunabilirsiniz.
Her işi kontrol etmeye çalışıyorsanız, bir görevin beklenen sonucunu ve teslim zamanını netleştirip nasıl yapılacağını ekip arkadaşınıza bırakabilirsiniz.
Ardından kendinize sorabilirsiniz:
“Bunu yaparken ne hissettim?”
“Karşımdaki nasıl tepki verdi?”
“Beklediğimden farklı ne oldu?”
“Bir sonraki denememde neyi değiştirmek isterim?”
Böylece öğrendiğimiz şeyi kendi deneyimimiz üzerinden değerlendirebiliriz.
Öğrenmeye alan açıyor muyuz?
Öğrenmek yalnızca kişinin isteğine bağlı değildir. Bulunduğumuz ortam da önemlidir.
Bir soru sorduğumuzda küçümseniyorsak, hata yaptığımızda utandırılıyorsak veya fikrimizi değiştirdiğimizde tutarsız bulunuyorsak, bir sonraki sefer konuşmaktan çekinebiliriz.
Amy Edmondson’ın 51 iş ekibiyle yürüttüğü araştırmada, kişiler arası risk almanın güvenli olduğuna dair ortak inanç olarak tanımlanan psikolojik güvenlik ile ekiplerin öğrenme davranışları arasında ilişki bulunmuştur.
Bu nedenle, başkalarının öğrenme ve kendini ifade etme çabasına nasıl karşılık verdiğimize bakmamız gerekir.
Birisi “Bilmiyorum” dediğinde ne yapıyoruz?
Bize katılmadığında onu dinliyor muyuz?
Kendi hatalarımızı açıkça konuşabiliyor muyuz?
İnsanları soru sormaya davet ederken, sorularına verdiğimiz yanıtlarla bu daveti destekliyor muyuz?
Koçluk yaklaşımının katkısını da burada görüyorum. Kişinin hemen kendini savunmak zorunda hissetmeden düşünmesine, yaşadıklarını incelemesine ve kendi adımını seçmesine fırsat vermek.
Bazen şu iki soru yeterli bir başlangıç olabilir:
“Bu davranışın bugüne kadar sana nasıl yardımcı oldu?”
“Bugün neyi farklı yapmaya ihtiyacın var?”
Öğrenirsem ne değişmek zorunda kalacak?
Belki bir konuşmada daha uzun süre dinlemem gerekecek.
Belki bir konuda yardım isteyeceğim.
Belki de yıllardır kullandığım bir yöntemi yeniden değerlendireceğim.
Geçmişteki seçimlerimizi, o günün bilgisi ve koşulları içinde değerlendirebiliriz. Bugün öğrendiklerimiz ise bundan sonra farklı adımlar atmamıza yardımcı olabilir.
Bir konuda yanıldığımızı fark etmek can sıkıcı olabilir. Fakat bu farkındalık, bundan sonra başka bir seçim yapmamızı mümkün kılar.
Şimdi kendimize biraz zaman verelim:
Kendim hakkında hangi bilgiyi duymaktan çekiniyorum?
O bilgiyi dikkate alsam, neyi farklı yapmam gerekirdi?
Bunun için atabileceğim ilk küçük adım ne?
Her yanıtı hemen bugün bulmamız gerekmiyor. Bazen kendimize içtenlikle sorduğumuz bir soru, yeni bir adımın başlangıcı olabilir.
Kendimizi merakla anlamaya, öğrendiklerimize hayatımızda yer açmaya devam edebilmek dileğiyle…
Sevgiyle,
Özlem Tüysüz
Leadership & Development Consultant | Executive & Team Coach
Kaynakça
-
Edmondson, A. (1999). Psychological safety and learning behavior in work teams. Administrative Science Quarterly, 44(2), 350–383. https://doi.org/10.2307/2666999
-
Golman, R., Hagmann, D., & Loewenstein, G. (2017). Information avoidance. Journal of Economic Literature, 55(1), 96–135. https://doi.org/10.1257/jel.20151245
-
CharacterIX® Global. Hizmetlerimiz. https://www.characterix.global/TR