Yurt dışında okuyan gençlerin yaşadığı zorluklar üzerine bir süredir düşünüyorum. Hem kendi karşılaştığım örneklerden hem de çevremde gözlemlediklerimden, zaman zaman gençlerin yeni hayatlarına adaptasyon sürecinde zorlandıklarını fark ediyorum. Bu nedenle de bu konuyu ele alarak sık karşılaşılan bazı başlıklara birlikte bakalım istedim.
Öncelikle başlamak istediğim konu:
“Ya yanlış tercih yaptıysam?” düşüncesi. Bu sadece yurt dışında değil, yurt içinde de eğitimine devam eden öğrencilerde en sık karşılaştığımız düşüncelerden bir tanesi. Ancak konu yurt dışı olunca, sorgulanan şey sadece bölüm seçimi olmuyor. Yeni bir ülke, farklı bir kültür, alışılmış düzenin dışına çıkmak ve çoğu zaman ilk kez aileden bu kadar uzak kalmak… Tüm bunlar gençleri düşündüren ve zaman zaman da zorlayan unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.
Yurt dışında okumak hem gençler hem de aileler için çoğu zaman birçok açıdan cazip gelebiliyor; başarı ve fırsat olarak görülüyor. Ancak yurt dışına gittikten sonra, bazı gençler için bu deneyim, belki de ilk kez gerçekten durup düşünmelerini sağlıyor:
“Gerçekten istediğim bu muydu?”
“Bu karar bana mı aitti?”
“Yoksa bir şekilde akıp giden bir sürecin içinde mi buldum kendimi?”
Türkiye’deyken bu sorular çoğu zaman ya yüksek sesle dile gelmiyor ya da sürecin heyecanıyla göz ardı edilebiliyor.
Yurt dışının cazibesi, uzaktan bakıldığında güçlü bir motivasyon yaratabiliyor. Buna bir de çeşitli varsayımlar, çevrenin beklentileri ve yönlendirmeleri de eklenince, tüm bunlar karar verme sürecine etki edebiliyor.
Ama uzaklaşınca ve genç kendiyle baş başa kalınca bu sorular daha görünür hâle geliyor. Bambaşka bir ülkede, farklı bir kültürün içinde, alışılmış düzenin dışında bulunmak, aileden ve sevdiklerinden uzakta kalmak bu sürecin sorgulanmasını da beraberinde getiriyor. Hatta zaman zaman gençler yurt dışında kalmak yerine, tercihlerini ülkelerine geri dönmek yönünde de kullanıyorlar.
Burada önemli bir noktanın altını çizmek isterim: Bu sorgulama çoğu zaman ülkeyle ya da okulla ilgili olmayabiliyor. Daha çok, karar alınırken kişinin kendi beklentilerini ne kadar netleştirebildiğiyle ve bu tercihin kendi yapısıyla ne kadar örtüştüğüyle ilgili oluyor.
Bu konuya ilişkin uluslararası araştırmalar da benzer bir noktaya işaret ediyor;
OECD’nin Education at a Glance 2025 raporu, yükseköğretimde yapılan tercihlerin kişisel ilgi, toplumsal beklentiler ve işgücü piyasasının ihtiyaçları arasındaki karmaşık bir dengeyi yansıttığını ortaya koyuyor. Raporda ayrıca öğrencilerin beklentileri ile program içeriği arasındaki uyumsuzluk ve programa yeterince hazır olmama, yükseköğretimde programların tamamlanmasını etkileyen nedenler arasında gösteriliyor.
British Council’ın uluslararası öğrenci deneyimlerine ilişkin araştırmaları da kültür şoku, arkadaş edinmede güçlük, yalnızlık ve kendini içinde bulunduğu kültüre ait hissetmeme gibi sorunların uluslararası öğrencilerin deneyimlerinin bir parçası olabildiğini gösteriyor.
Yani mesele her zaman “yanlış tercih” değil. Asıl dikkat edilmesi gereken, kendimizi yeterince tanımadan, gerçekten ne istediğimizi tam olarak anlamadan ve bazen de psikolojik olarak hazır olmadan yaptığımız tercihler.
Bazı gençler bu durumu şu şekilde ifade ediyor: “Çok güzel bir yerdeyim, en güzel üniversitelerden birinde okuyorum ama yine de yerine oturmayan bir şeyler var ve sanki buraya ait hissetmiyorum.”
Bu ifadeleri duyduğumda ister istemez durup düşünüyorum; bu gençleri bu kadar zorlayan ne olabilir? Ne oluyor da bu kadar zaman, emek ve muhtemelen nakit harcanmış bir sürecin sonunda o zaferi kutlamak yerine bu şekilde hissediyorlar? Bu sözlerde bir farkındalık ve daha ötesinde kendini arayış var. Bu gençleri zorlayan gerçekten yanlış bir tercih mi, yoksa kendimizi yeterince tanımadan verdiğimiz kararlar mı?
Tam da burada hem gençler hem de anne babalar için şu soruların kıymetli olduğunu düşünüyorum:
Bu süreç gerçekten kimin isteğiydi?
Karar alma sürecinde gencimizi ne kadar dinledik?
Bu yola çıkarken, gencin kendi sesini duymasına ne kadar alan açıldı?
Tüm bunlardan da anlaşılacağı gibi, mesele sadece yurt dışında okumak ya da hangi üniversitede olduğumuz değil. Asıl mesele, bu yola çıkarken kendimizi ne kadar tanıdığımız ve gerçekten neye, ne kadar hazır olduğumuz. Çünkü yurt dışında eğitim, yalnızca akademik bir karar değil; aynı zamanda psikolojik hazır oluşu da beraberinde getiriyor.
Ayça Aytaç, PCC
MYK Belgeli Profesyonel Koç
Eğitim ve Kariyer Danışmanı
Eğitmen
Kariyerime Doğru Adımlar kitabının yazarıKaynakça